Fıkıh İlmi Ne idi?
Ne Oldu?
Aslında günümüzde mesele açıklarken uzun uzadıya yazmak moda oldu. Hayır. Kaidevi konuşmak en iyisi. Bu da bir tehlikeyi beraberinde getirmiyor değil aslında:”hükmetmek”
Lakin uzun uzadıya yazmak ne kadar hoşumuza gitmese de bir kavram açıklanırken illa ki kavrama analitik bir bakış atmak gerek.
Fıkıh… Bu günün lügatlerinde: “ince anlayış, ahkam-ı islamiyye(İslam hukuku), fetva ilmi”. Ben ise ihya-u ulumid din de İmam-ı Gazali ks ‘nin fıkıh hakkındaki açıklamalarını beyan-u tahlil etmek istiyorum.
Çok mütessir olduğum bir konu idi, çokca da arz etmeye çalışıyorum yazılarımda: ” kavramlar bilinmiyor, tartışılıyor, yozlaştırılıyor” diye. Ben sanırdım ki sadece eskilerin atideki insan dedikleri insanlar, yani bizler bunu yapıyoruz. Meğer öyle değilmiş. Kavramların karıştırılması, yozlaştırılması taa İmam Gazali devrinde de varmış (bkz: ihya-u ulumid din/shf:104-10
Fıkıh terimi de bunlardan birisiymiş. Duyunca şok derecesinde şaşırdım. Düşünsenize ahkam-ı islamiyye’yi cami ve havi bir kavram meğer yozlaşa yozlaşa bu tanımı kazanmış… Bir nevi suni…
İmam Gazali’nin ihya’sında fıkhın ilk manalarını “korku” ve eksenli mevzuat olarak veriyor. Çok güzel ayetler ve hadisler ile… şöyle ki:
<<Yemin olsun ki cin ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık.Onların kalbleri vardır, fakat bu kalb ile gerçeği anlamazlar.Gözleri vardır fakat onlarla görmezler.Kulakları vardır fakat onlarla nasihat dinlemezler.İşte bunlar hayvanat gibidir.Doğrusu daha sapık ve daha aşağıdırlar.Gafil olanlarda işte bunlardır. (El-Araf /179)>>
müteakib
Allah Rasulu şöyle buyurdu:
-size tam fakih olandan haber vereyim mi?
sahabe-i kiram:
-Evet ya Rasulallah! Bize tam fakih olanı bildir.
Allah Rasulu:
-İnsanları Allah’ın rahmetinden ümitsiz etmeyen ve Allah’ın azabından emin kılmayan ve Allah’ın geniş rahmetinden ümitlerini kestirmeyen; Kur’anı bırakıp başka kitapların arkasına takılmayan kimsedir.[121]
müteakib
Sa’d bin İbrahim Ez-Zuhri den soruldu:
-medineliler içinde en fakih insan kimdir?
-“Allah’tan en çok korkandır” buyurdular[120]
müteakib
Es-Senci, Hasan Basrî’den bir şey sordu.Hasan ona sualinin cevabını verdikten sonra Es-Senci şu itirazda bulundu: “Fakihler senin verdiğin cevaba muhaliftirler.Onların verdiği cevab seninkine uymamaktadır.”
Bunun üzerine Hasan hiddetlebağırdı:
“Ey Ferkatcık ! Annen senin matemini tutsun.Acaba sen hiçbir fakihi gözlerinle gördün mü? Elbette göremezsin…Çünkü fakih, dünyada zahid,ahrette dinini tam bilen, Rabbine ibadet etmeye devam eden, nefsini Müslümanların şerefini ihlal etmekten alıkoyan; Müslümanların malını haksızlıkla almaktan kaçınan ve müsüman cemaata Allah’ın emirlerini hiç hatır gönül dinlemeden haykıran insandır.”
Şimdi bakınız ne gördük… Fıkıh aslında Allah korkusunu havi mevzuların geneline denir. Zaten dikkat edilirse fıkhı destekleyen yukarıdaki ayet hadis ve hadiselerden hiçbirisinde fetvadan bahsedilmiyor…Hatta ilk manası Kur’an’da Allah korkusunun anlatıldığı, aşılandığı otoriter ayet-i şerifelerin umumuna verilen ad Nereden nereye…
Cehennem ayetleri… Azab ve cezaların anlatıldığı ayetler… Kudret-i ilahi, azamet-i rabbani, lanet-i kahhari, azab-ı kahiri, ve dahi duyduğunda korkudan tüyleri ihtizaza geçiren ve bu korkunun ahirinde idraka, haşyet adında bir hiss-i kudsi bahşeden sair ayetler… İş bu zincirleme tepkimeler ile Allah’ı tanıma ve ona bağlanmayı sağlayan tüm ayet ve bu ayetlerden mütevellid hissiyata genel olarak fıkıh denilmiş…
Bakınız ihyasında Hazreti Gazali ne buyurmuşlar: “Talak, İtak, Lian, Selem ve İcare meseleler ise fıkıh ile alakalı değildir. Çünkü bunlarla kalbin korkutulması mümkün değildir.”
Tabiî ki… İnsan bunu da değiştirecek ve lehine çevirmeye başlayacaktır. İlahi otoriteyi kendisine hem bir kalkan hem de bir kılıç edinen, şeytanın avukatı insan; umuma tesir etmek için bundan iyi araç bulamayacaktır. Böyle dedim ama hüsn-ü zanda bulunmakta gerek. Diğer cihetten hataya düşenlere de yer verilmeli…
Sanıyoruz herkes bu gibi şeytani fikriyatta olmayacak. İçlerinde cehaletten ileri gelen ve yetersizlikten inkişaf eden bazı yozlaşmalarda var. Hakeza fıkıh. Bu konuda yetersiz bilginin doğurduğu yorum ve ondan doğan noksan efkar mahsulleri, noksan beyinlerde çabuk kabul görmüş ve kavramlar değişivermiştir. Hakeza fıkıh.
Bir mevzuu da var ki. İşte fıkhı tastamam rayından çıkaran etken: teferruat. Şeytan teferruatlarda gizlidir vecizi, insanın şeytanı tanımada başvuracağı en ehemmiyetli hususiyettir bence. Hayatında bunu düstur edinmeli.
Yüzeysel ve hükümran olan ayetlerin ve fiiliyatın ve efkariyatın şaşırtıcı bir şekilde ve derecede teferruatlı ve karmaşık yapılı bir ihtisas alanına dönüştürülmesine en bitalih örneklerden birisi de sanırım fıkıh.
Halbuki fıkıh Allah’tan korkutan; aslında korku ile karışık: haşyet dediğimiz, İslamiyete ve Allah-u Tealaya has bir kavramı yüreklere aşılayan, temel mevzuyu: Allah’ı pak dimağlarda faş ettiren, kirli dimağlarda mühezziblik yapan fiil ve fikrin milli adı idi. Yüzeysel, avama da hitab eden fakat alimlerinde birçok cihetlerden tahkik edebileceği; en geniş manasıyla evrensel bir terimi arab saçına çeviren şey: teferruat.
Arkadaşım kim daha çok Allah’tan korkar ise en büyük fakih odur. Ne siyaseti? Ne politikası? Şeriat bir devlet idare şeklidir. Şeriatta da adalet vardır. Adaletli olmayı sağlayan en kavi kanun da Allah korkusudur. Bu şekilde şeriatın devlet yönetim ahkamı dallara ayrıldığında da, her dalın muhafızı yine Allah korkusu görünecektir.
İşte ayrıntıya girmeksizin, entrikalara dalmaksızın, kıl-u kali mesele-i ali yapmaksızın, Allah’tan korkarak fakih olabilirsin. Zaten devlet işlerinden de ziyade hayatın her karesinde izlendiğini düşünme ve müteakib mahcubiyet ve haşyet insana ne yakın ve yakışıklıdır.
Hulasa:
Fıkıh ilmi Allah’tan korkma sanatı idi. Allah’a bir aşk derecesine varırcasına sevgi, hürmet ve saygı; bunun yanında Allah’ın gözleri önünde işlenecek olanlardan utanma, çekinme, ve korkma idi. Bu ikisi başka hangi dinde mevcut idi? Bilimin kurallarını (: bir nesne ya A’dır yahut B) bu derece yerin dibine sokan, insanı tezatların birleşmesinden oluşmuş bir zat haline koyan haşyetten başka ne olabilir ki.
Şimdi ise teferruat ilmi olmuş fıkıh. İyi bir söz vardır sanat-ı iblise yakışır ziyadesiyle: “Sana verir talkımı, özü götürür salkımı…” Öyle muhibbim.
<<”…Fakat siz mümin iseniz, onlardan korkmayın.Ben’den korkun!” (ali imeren/175)>>
<<… O ancak tek İlahtır. O halde yalnız Ben’den korkun!” (nahl/51)>>
Kâfirlerin keyfî olarak istedikleri mûcizeleri göndermeyişimizin tek sebebi, daha önceki kâfirlerin bu gibi mûcizeleri yalanlamış olmalarıdır.Nitekim Semud halkına açık bir mûcize olarak o dişi deveyi verdik de onu öldürdüler ve bu yüzden kendilerine zulmettiler. Biz o âyetleri sadece korkutmak için göndeririz.(isra/59)
——————————————————-
[120] Sa’d b. İbrahim b. Abdurrahman b. Avf’dır. Medine-i Münevvere’nin kadısı idi. Annesi meşhur sahabilerden Sa’d b. Ebi Vakkas’ın kerimesi Ümmü Külsüm idi. Bu zat Hazreti Enes’den, Ebu Ümame b. Sehil’den hadis rivayet etmiştir. Kendisinden hadis rivayet edenler ise, Ebu İbrahim, Şu’be ve İbni Üyeyne’dir. Hazret, ilimde otorite idi. Bütün günleri oruç ile geçiriyordu. Hicretin 127. senesinde vefat etti (ihya –shf:106)
[121] Bu hadis-i şerif, Ebu Bekr b. Lâl <<Mekarim-u’l Ahlak>> da; Ebu Bekr b. Seni <<Hidayet-u’l Müteallimin>> de ve İbnu-Abdulber <<İlim>> de Hazreti Ali’den İbni Veheb yoluyla rivayet ettiler. (ihya –shf:106)
——————————————————
A.Eren AKYAR
Mefahim-i Berzah
2008-06-17
