Sordular Söyledim:
“Şiir Üzerine”
- Çokça sorulan ve klasikleşmiş bir soru ile başlamak istiyorum. Sizce şiir nedir?
-Klasik derken bu soruyu haklı gösteriyorsunuz aslında. Bu soru klişeleşmiş bir sorudur, klasikleşmiş değil. Ehemmiyetini ve ilgi çekiciliğini çoktan kaybetmiş bir sorudur. Şiir dimağlara göre şekil alan bir şeydir. “bence” şiir ne olursa olsun, ben onu nasıl tasvir edersem edeyim bunun kimseye bir yararı olmayacak. Bir yazıda: “bakın şu şiiri böyle tasvir ediyor” diye geçecek belki benim şiir hakkındaki düşüncem… Geçmiş olsa ne olacak. Okuyan demeyecek mi: “kardeşim bu adam böyle tasvir etmiş diye bende mi öyle anlamalıyım”.
Bu gereksiz bir soru.
- Peki…”Şiir; kah konuda, kahi şekilde sınırsızlık içermeli, bir nevi anarşist olmalı ki gerçek duygular izah edilsin, kişi kalıba sokulmamalı ki reel duygular beyan edilebilsin” diyenler var. Samimiyet için bu fikir zaruret olabilir mi?
-Tabi burada çeşitli ihtimaller mevzubahis. Bu yüzden dikkatli yargılarda bulunmak gerek. Bu ihtimallerden birisi; bu görüş, kalıplara ve zor şiir kurallarına bağlı olarak, yani akademik olarak şiir yazmayı beceremeyenlerin görüşü olabilir. Bu yetersizliklerine de “samimiyet için” diyerek kılıf uydurmaya çalışabilirler. Onlara sözümüz: “Divan şiirini okuyun… Hem mana, hem derunilik, hem giriftarlık hem samimiyet ve te’sir gücü, hem de akademiklik ve lirizm göreceksiniz. Eğer samimiyet ve sonsuzluk için, akademiklik (şiir kalıpları ve sair) bir dayatma ise bunların hepsini bir arada bulunduran divan şiirine, “uzaydan düştüler” mi demeliyiz? Kaldı ki bu ‘bir devrin’ meşgul olduğu iştir. Ve bu muazzamlık “bir değil bin değil” sözüyle ancak izah edilebilir. Demek ki buldukları kılıf çaldıkları minarenin şerefesini bile saklamaya yetmez.”
Kalıpların sonsuzluğa gidişte engel teşkil edileceğinin düşünülmesi ise ikinci ihtimal. Elbette kalıplar kul işi ve tutarsız çerçeveler ile belirlenirse sonsuzluk ve hürriyet söz konusu olmayacak. Fakat misak-ı edebiye-i manzume’yi teşkil eden kök unsur cevherat-ı İslamiyye ve ahkam-ı şeriyye ve dahi rıza-ı İlahi olur ise işte o zaman en ali hürriyet, şerefiyet ve her halde sonsuzluk mevzubahis olacak, şiirde de bahir ve zahir olarak inkişaf edecek.
Demek ki aslında “sınır sınır” diye bize dayatılan ahkam-ı Allah ve dolaylı yoldan O’nun tüm teferruatlı kanunnamesi aslında bir sınır değil, başka bir aleme; alimlik, ahsenlik, sonsuzluk, hürlük ve dahi deruni şiirselliğin ancak yakalanabilineceği bir aleme gitme yolu ve şeklidir…
İşte böyle…
- Serbest nazımın şiir senfonisinde tahribatlara yol açtığını beyan ediyorsunuz. Serbestinin şiirde hangi unsurları yok ettiğini düşünüyorsunuz?
Evet doğrudur. Bu beyanımın hakkaniyeti bazı şiir(!)leri okurken de çıldırtasıya bir tesir ile faş oluyor. Bunu açtığım çevremden de destek alıyorum.
Serbest ölçü; ki serbestlikte ne gibi bir ölçütler bütünü mevcut meçhul, şiirde ulaşılmazlığı ve değeri düşürüyor evvela. Bakınız bu hususta halk manzumeleri çok kavi birer örnektir. Onlar dahi ölçütleri yerle yeksan etmemiş hece ölçüsü gibi hem musiki ile hem dizgi ile hem de ilm-i şiir ile ters düşmeyen, çok ali ahengler ile kulağın ve idrakin derinliğinde akislenen bir ölçü geliştirme ihtiyacı duymuşlar. Bunu yaparken birtakım serbest nazımcıların dediği gibi “samimiyet” hiss-i mukaddesini öldürmemiş, şiirin tam kalbinde muhafaza etmiş ve esere tesir gücünü asla kaybettirmemişler… Demek ki oluyor…
Divan şiiri ni de yukarıda kuvvetli bir örnek olarak alabiliriz… Orada da göreceğiz ki şiirden ilmiye ve ahkamı kaldırmak en başta senfoni ve ahkamda, müteakib muazzamiyyet ve ihtişamda köklü tahribat yapmıştır. Bu yüzden şiir eskisi gibi bir cesaret işi olmaktan çıkmış, herkes adına şiir denilmeyecek kadar berbat karalamalarla sahte meclislerde gösteriş yapmaya utanmamış ve şiirin sırrı ve giriftarlığı bozulmuştur…
Genç nesile de hece veya aruz ölçüleriyle yazmalarını tavsiye ederiz…
- Şiir ölçüsü hakkında öneri yapıyorsunuz. Muhteva hakkında da öneride bulunur musunuz?
Bu şiir… Muhteva biçilemez ona… hiçbir libasa bürünmez lakin üryan değildir…
Fakat tesir etmek isteyenler Efendimiz sav hakkında yazmalı. Hem kalıcı olacak hem de ses getirecektir…
- Modern şiir asrımızda nasıl tevellüd eder ?
Bu modernizm belası bir şiirin başına bela olmamıştı demek sonunda o da olmuş. Şiir şiir olduktan beridir moderndir… Her çağa ayak uydurabilir gerçek bir şiir. Siz sfenkslerini kırıp Akhanton’u da getirseniz, kabrinden çıkarıp Muallim Naci’yi de söyletseniz, Nedim’i damlarda dolaştırsanız, Othello’nun hazinelerini de ifşa etseniz hiçbir eskimişlik ve yabanilik göremeyeceksiniz. Zevklerin tesirinden kurtulan birisi, her ciheti atlasa, cihet-i ilmiye-i şiir babında bahsettiğim şiirler gibi sahih şiirlere hayranlığını gizleyemez…
Tarihin kanatlarını çevirin bakalım, bağrından söküp alın birkaç manzumeyi…Bu devrin şiiri değil bunlar diyebilir misiniz? Hayır hayır, onlar birer mucize-i efkar, sine-i sürur-u efgandır… Samimiyet kıyameti bekleyen bekçidir. Çok devirler görmüş geçirmiştir. Görüp geçireceği devirlerden birisi de bu devirlerdir… Kimse kendini boşa harab etmesin…
- Şiiri tek cümle ile özetler misiniz?
Nokta.
A.Eren AKYAR
Edebi Tespitler
(Birinci Mevzû)
